Anlar

Yaşımız ilerledikçe geçmişin sadece anlardan oluştuğunun farkına varırız. Bu anlar bazen bir görüntü, bazen bir ses, bazen de bir mekân olarak zihnimizde yaşar. Murat Gülsoy son romanı Öyle Güzel Bir Yer ki’ de işte bu anları bize hatırlatıyor. Romanın temel kahramanı Kerem’in eskici/antikacı dükkânında bir araya gelen lise arkadaşları geçmiş ile bir hesaplaşma içine giriyorlar. Bu hesaplaşma diyaloglarla özellikle de Kerem’in iç konuşması ile okura aktarılıyor. Artık orta yaşa gelmiş insanlar, yağmurlu bir gecede sıkışıp kaldıkları dükkânda kendileri ve geçmiş ile hesaplaşırken bir taraftan da hayatlarındaki anlara tekrar dönüyorlar.

Bölümler halinde yazılan roman ‘dükkânda’ bölümüyle başlayıp bu dükkânın bulunduğu apartmanın yıkıldığı ‘yıkımda’ bölümü ile son buluyor. ‘motelde’ ‘parkta’ ‘hastanede’ bölümleri de olayları farklı zamanlarda ve farklı mekânlarda okura aktarıyor. Mekân ile insan arasındaki bağlantı bir bakıma eşya ile insan arasındaki bağlantı ile paraleldir. Kerem’in ölen insanların evlerinden topladığı eşyaların tıpkı Şekercizade Apartmanı gibi birer hikâyesi vardır. Bu hikâyeler, eşyaların değerini artıyor, çünkü yaşanmışlık hissi insanın kendini çıplak hissetmesine engel olmaktadır. Nitekim romanın sonunda eski eşyaları bir depoya yerleştiren Kerem, internet üzerinden bunları satışa çıkarırken hikâyelerini de yazıyor. Böylece eşya yaşayan bir varlığa dönüşüyor.

Maral ile olan ilişkisini Hülya için bitirmeyi bile başaramayan Kerem, geçmişin izlerinden kurtulamayan, ezik bir karakter olarak okurun karşına çıkar. Hayata karşı yenilmişlik duygusundan kendisini kurtaramamasının temel nedeni ise, ilk gençlik yıllarında zengin çocukları ile birlikte paralı bir kolejde okumasıdır. Onlardan biri olmadığı kendisine, hem kendisi hem de lise arkadaşları tarafından sık sık hatırlatılmıştır. Kendine bir yer bulamayan, nerede nasıl duracağını ve tutunacağını bilemeyen bir kişilik yapısı sergiliyor roman boyunca Kerem. Hülya’ya olan aşkının bile geçen zamanın getirdiği değişimle artık bir anlamı kalmadığını düşünüyor. Çünkü geçen yıllar Hülya’yı da değiştirmiştir. Lise yıllarında platonik olarak sevdiği kız yoktur karşısında.

Daha önce söylediğim gibi roman kısa bölümlerden oluşmuş. Tıpkı hayatımızdaki anlar gibi. Yazar bölümler arasında benzer ifadeleri kullanarak okura dejavu hissini yaşatmayı başarmış. Hayatta da böyle durumlarla karşılaşırız. Bir anı daha önce yaşadığımızı düşünürüz. Sanki bir rüyanın içinden başka bir rüyaya dalmak gibi. Diğer taraftan insanın tek bir hayatı var. Ve bu hayatta olayları değerlendirirken geçmişin öğrettiklerinden yola çıkıyor. Bazı anları tekrar yaşama şansımız olsaydı farklı bakış açılarından olayları görebilseydik hayatı daha farklı yaşardık.

“Televizyon golü ağır çekimde tekrar tekrar, farklı farklı açılardan veriyordu. Hayatımızda da böyle olsaydı diye düşündüm odadan çıkarken. Bazı anları tekrar tekrar yaşasak, farklı açılardan görseydik…”

İnsan sınırlı bir varlık. Bedeni ile sınırlı. Zaman ve mekân ile sınırlı. Dili ile sınırlı. Bir yazarı düşündüğümüz zaman içine doğduğu dil ile sınırlandırılmış bir sanatçı. Parkta pandomima sanatçısı camdan bir odanın içinde olduğunu anlatırken roman okura bu sınırlı olma hissini bir kez daha yaşatıyor. Şekercizade Apartmanı, eskici/antikacı dükkânındaki eşyalar ve insanın geçmişinin hikâyesini taşıyan bütün bunlar, mekan ve eşya, sınırlarımızı oluşturuyor. Bedenimizden sonra mekân ile sınırlandırılmış varlıklarız. Romanda yazar bu sınırlandırılmışlığı mekâna ve eşya bağlı olarak anlatıyor. Sakallı yazar Kerem’e sınırlı olmayı şu sözlerle anlatıyor:

“Yazmak için yazıyorum ben. Edebiyat çok farklı. Resim ya da müzik gibi evrensel değil. Dile bağlı. Anadiline bağlı. Dil benim evim. Hapishanem…”

Hayat anlardan oluşur. Bu anlar yaşamız ilerledikçe kimi zaman, kimi mekan, kimi ses olarak zihnimizde bir yere yerleşir. Ve hatıralar eski eşyaların üzerine sinerek onların hikayelerini oluşturur. Öyle Güzel Bir Yer ki hatıraların aynasında yaşanan olayları okura aktarırken geçmişteki anları yaşamaya bizi yeniden yeniden çağırıyor.

Yurdagül Sayıbaş
10.12.17

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir