Aydınlık ve Karanlık

“İnançları farklı, dilleri farklı, kimlikleri farklı diye insanlar birbirine düşman olmamalı. İnsan bir kimliğe, bir dine, bir dile sahip olarak dünyaya geliyor ve bunlarla büyüyüp yaşıyor. Bunda insanın günahı, suçu ne?”

Mehmet Uzun’un Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık romanın temel kahramanı Kevok söylüyor bu sözleri. İnsanca yaşamayı hak eder her insan. Farklılıklar düşmanlıkları değil; zenginlikleri doğurur. Nitekim her kültür kendi zenginliğini dilinde taşır. O dilin içine doğan insanların dilinden mahrum bırakılması; başka bir dili öğrenmeye zorlanması kadar büyük bir şiddet yoktur. Her insan kendi dilinde bir hayat sürme hakkında daha doğdu anda hak eder. Muktedirlerin tek ülke, tek kültür dayatmaları Anadolu gibi bir kültür mozaiği olan bir ülkede zulümden başka bir şey değildir. Bir milletin insanlarına dilini yasaklasan bile o dil ile yaratılmış destanlar, ninniler, stranlar dili yaşatmaya devam edecektir. Çünkü dil kültürün taşıyıcısıdır. Romanda Kevok’un söylediği strandan çok etkilenen Baz, ne anlama geldiğini merak eder. Kevok’a sorar. Annesinin ona söylediği bir ninnidir bu stran. Yaşanan acıları dile getirir.
Romanda kimsesiz büyüyen Baz, Büyük Ülke’nin hizmetinde bir asker olarak karanlığı/ölümü sembolize etmektedir. Kimlik arayışı ölümüne kadar süren bu asker aslının ne olduğunu öğremeden hayata veda eder. Kendi karanlığı ile ülkedeki karanlık adeta birleşmiş gibidir. Baz, bu iki karanlığın içinde kendine bir yol bulmaya çalışır. Ama o yolu hiçbir zaman bulamayacağını bilir. Dağlar Ülkesinde yaşadıkları onu karanlığın içinde bir ışık aramasına yol açar. Kan ve ateş çözüm müdür yaşananlara diye düşünmeye başlar. Bu düşünceler onu Kevok’a yakınlaştırır. Belki de Kevok’a karşı duyduğu aşk ilk defa onun karanlık dünyasına bir ışık olur. Çünkü Kevok romanda aydınlığın/aşkın sembolüdür. Belki ölüme yazılıdır kaderleri ama ölmeden önce en azından bu aşk sayesinde aydınlığın farkına varır Baz. Baz’ın gözlerindeki ölümün karalığı Kevok’un gözlerindeki aşkın ışığı ile aydınlanır. Yirmi yıl boyunca acımasız, ölüm saçan bir komutan olarak Baz ilk defa yüreğinde bir sıcaklık hisseder. Aşk karanlığı yenerek iki yalnız insanı aydınlığa çıkarmıştır.
Baz şahin, Kevok ise güvercin demektir Kürçt’de. Ülkelerinin uzak sınırlarında karşılaşan bu iki yaralı yürek zamanla birbirine yakınlaşır. Birbirlerinde aydınlığı bulurlar.
Romanda yazar anlatıcı olarak olayların içinde yer alır. Adeta bir destan anlatısının içinde gibi hissederiz okurken. Nitekim Gılgamış destanından alınan karanlık/aydınlık parçası da bunu destekler niteliktedir. Romanda destansı bir anlatım vardır. Dil ise şiirseldir. Yer yer uyaklı satırlar bile karşımıza çıkar.
Romanın diğer önemli özelliği ise doğanın da temel karakterlerden biri olmasıdır. Yazar yaptığı betimlemelerle temel kahramanları duygu ve düşüncelerini dile getirirken doğadan yararlanır. Dağlar Ülkesinde doğa karakterlerin mücadele ettiği aynı zamanda da destek gördüğü bir kahraman gibidir. Yeri geldiği zaman kar fırtınasına karşı mücadele verip hayatta kalmayı başaran isyancılar yeri geldiği zaman dağlardaki mağaralarda saklanarak hayatta kalmayı başarmışlardır. Bu nedenle doğa da tıpkı destanlarda olduğu gibi sundukları ile romanın kahramanlarından biridir. Romanda dağ, şehir ve çöl şartlarının dillendirilmesi de bunu destekler. Her şartta insan doğa ile hem mücadele eder. Hem de onun nimetlerinden yararlanarak hayatta kalır.
Romanda savaş lanetlenir. Evleri yıkan, insanları diri diri yakan, öldüren savaşta kazanan yoktur. Herkes, özellikle insanlık kaybeder. Kan ve ateşin getirisi yine kan ve ateştir. Bunu Baz’a babalık yapan subayın ağızından duyarız. Yirmi yıldır verilen mücadele bir sonuca varmamıştır. Kan ve ateş yıllar boyunca kendini çoğaltmaktan ileri gidememiştir. Bu nedenle insan olarak yapmamız gereken dini, dili, milliyeti ne olursa olsun insana insan gözü ile bakmayı başarmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir