Beyaz Gemi Üzerine

Roman, annesi ve babası tarafından terk edilmiş; dedesi tarafından himaye edilen yedi yaşındaki bir çocuğun ve onun zavallı dedesinin hikâyesini anlatıyor. Yazar da daha yedinci sayfada bize çocuğun ve dedesinin hikâyesini anlatacağını söylüyor:
“Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.”
Yazar bunu yaparken gerçekleri masalları, hayalleri, destanları ve rüyaları kullanıyor. Dedesinin pasif iyiliği, çevresinde olanlar karşısındaki ezik tavrı karşısında çocuk rüyalarına ve hayallerine sığınıyor. Çocuğun masum ve saf hayalleri hep etrafında yaşanan kötülüğü ortadan kaldırmak üzerine. Bir çocuk olarak da bundan fazlası elinden gelmiyor. Bir bakıma iyilik ve kötülüğün savaşı okura aktarılıyor romanla. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; huzur yoksa mutluluk da yoktur.
Çocuğun bir adı yok o sadece bir çocuk olarak yer alıyor çevresini saran kötülüğün içinde. Onun gözünden kötülük daha da güçleniyor. İyilik daha bir çaresiz kalıyor kötülüğün karşısında. Yetkiyi elinde bulunduran Orozkul’un zulmü bütün aileyi etkiliyor. Çocuk bir bakıma Orozkul’un yaptığı haksızlıklar karşısında adaleti hayallerinde ve rüyalarında sağlıyor. Bir balığa dönüşerek dürbünle tepeden izlediği Isık-Göl’de yüzen Beyaz gemiye gitmek istiyor. Çevresinde yaşadığı kötülükten böylece kurtulacağını hayal ediyor. Ama hayaller bir yere kadar bu yalnız çocuğu mutlu ediyor. Rüyalarından ve hayallerinden uyandığı zaman yine karşılaştığı çevresindeki kötülük.
Farklı bir açıdan baktığımız zaman romanda iyiler halkı kötüler ise devleti temsil ediyor. Yaşanan dönemdeki katı totaliter yönetimi düşündüğümüz zaman bunun ne kadar doğru olduğunu anlayabiliriz. İyiler yani halk garip, fakir ve itaatkârken; kötüler zalim, korkusuz ve baskıcılar. Burada asıl anlatılmak istenen devlet gücünün yetersiz kişilerin eline geçtiği zaman olacakları göstermek. Orozkul’un zulmü bütün aileyi mutsuz etmeye yetiyor. Ama bütün güç onda olduğu için kimse ona karşı çıkamıyor.
Romanda mekân San-Taş vadisi. Bu vadide yaşayan sekiz kişi ile sınırlı bir kişi kadrosu var romanın. Yakınlarda yaz kış akan bir çay var. Çocuğun yüzdüğü bu çayı, kayalıkları ve ormanı ile doğanın tam ortasında bir yer. Çocuk burada kayalıklarla, dedesinin verdiği dürbünü ve yine dedesinin aldığı çantası ile arkadaş. Onlarla konuşuyor. Onu kol kanat geren yalnızca dedesi. Ninesi ve diğerleri onu yalnızca bir şeyden anlamayan bir çocuk olarak görüyorlar. Çok yalnız bir çocuk olduğu için eşyalarla konuşuyor. Onları kendisini arkadaş olarak seçiyor. Doğa her yönü ile çocuğun hayatından etkili. Okula başladığı zaman onu dedesi atla götürüyor. En yakın okul bile oldukça uzakta.
Romanda zaman farklı bir biçimde kullanılmış.Yazar roman boyunca 3-4 aylık bir sürede belirli olarak üç günün anlatıyor. Diğer zamanlar atlanıyor. Zamanda atlamaların olması olayları daha hızlı anlatılmasına sağlıyor.
Dil ve anlatım yönünden baktığımız zaman kısa ve etkili cümleler kullanılmış romanda. Bu cümleler sayesinde kolay okunuyor. Anlatım efsanelerle zenginleştirilmiş. Ana maral efsanesi bir bütün olarak romanın içinde yer alıyor. Bu da romanda masalsı bir atmosfer yaratıyor. Betimlemeler, özellikle doğa betimlemeleri oldukça fazla ve çok canlı. Adeta yaşanan ortam okuru içine alıyor. Burada doğa yalnız olan çocuğun arkadaşı olarak karşımıza çıkıyor. Birçok yerde çocuğun gözü ile biz çevreyi tanıyoruz.
Roman yazıldığı dönemde sonundan dolayı birçok eleştiri almış. Ancak masalsı bir anlatımla işlenen konu ve onun arka planına baktığımız zaman kötülük karşısında en büyük direniş bağışlayamadığı her şeyi reddederek bir balık olmak belki de önemli bir başkaldırı biçimi. Yazarın romanın sonundaki şu cümleleri de okura bunu iyi bir biçimde anlatıyor:
“Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden budur…Bir başka tesellim daha var.İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir