Ela Gözlü Pars*

“Haksız yere mahkûm edilen oğlum Nazım Hikmet açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum. Gece gündüz oruçluyum. Bizi kurtarmak isteyenler bu defteri adreslerini de yazarak imzalasınlar.”

70 yaşındaki Celile Hanım, Bursa Hapishanesinde yatan, oğlu Nazım için Galata Köprüsünde bir imza kampanyası başlatır. Kardeşi Münevver ile birlikte bir pankart hazırlayarak yukarıdaki cümleleri yazar. Nazım Hikmet’in kuzeni Oktay Rifat da gazeteci arkadaşlarını çağırarak bu eyleme destek olur. Fakat bütün çabalarına rağmen Celile Hanım oğlunu hapisten kurtaramaz. Nazım Hikmet, ancak hükümet değişince aftan yararlanarak hapisten çıkabilecektir.
Osman Balcıgil, Destek Yayınlarından çıkan Ela Gözlü Pars Celile adlı kitabında Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın hayatını, bu olayı temel alarak okura aktarır. Bu olay 1950 yılı, 9 Mayıs tarihinde gerçekleşir. Diğer bölümler ise geriye dönüş tekniği kullanılarak Celile Hanım’ın ilk gençlik yıllarına uzanır. Bölümler halinde yazılan roman, 1950 ve 1900’lü yılları farklı bölümlerde ele alarak okurun işini kolaylaştırmıştır. Romanın önemli bir bölümü de Celile’nin Parisli arkadaşı Marsel ile mektuplaşmalarından oluşmaktadır. Bu mektuplar, Celile için bir iç dökme, rahatlama, adeta kendi kendine konuşma gibidir. Diğer taraftan bu mektuplar, Celile Hanım’ın yaşadığı olayları değerlendirmesi olarak da okunabilir. Balcılgil, bu mektupların kısa bölümlerine romanında yer vermiş. Bunların metnin bütünü içindeki yerini düşündüğümüz zaman, en azından birkaç mektuba tam olarak yer verilseymiş, okur Celile Hanım’ı daha yakından tanıma imkânı bulurdu. Ayrıca mektuplarla ilgili anlatıcının yaptığı açıklamalar da daha inandırıcı olurdu.

Roman, Ayşe Celile Uğuraldım’ın hayatını anlatmaktadır. İlk Türk kadın ressamlarındandır. Nazım Hikmet’in annesi, Oktay Rifat’ın Teyzesidir. Anne ve baba tarafından paşa torunu olan Celile Hanım, çocuk yaşlarından itibaren iyi bir eğitim alır. Güzelliği, güçlü karakteri ve resimde gösterdiği başarı ile kısa zamanda İstanbul’da adını duyurmuştur. Daha sonra Mehmet Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet ile evlenir. Bu evlilikten 1902 yılında Nazım dünyaya gelir. Celile’nin kayınpederi Mehmet Nazım Paşa, değerli bir devlet adamıdır. İyi eğitimli, sanatla, edebiyat ile yakından ilgilidir. Celile Hanım ile zaman zaman bir araya gelerek çeşitli konularda sohbet ederler. Celile Hanım, Mehmet Nazım Paşa’nın her konudaki görüşlerine saygı duyar; onunla yaptığı sohbetlerden büyük keyif alır. Bu nedenle oğlunun adını Nazım koyar. Mehmet Nazım Paşa ile Celile arasındaki konuşmalar, dönemin olaylarının değerlendirilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Mehmet Nazım Paşa, gerek ülkenin gerekse dünyanın durumunu değerlendirirken son derece ileri görüşlü, bilgili bir insan olarak yansıtılmış. Tarihten esinlenerek yazılan romanda yazar, kendi düşüncelerini de böylece okura aktararak tarihimizdeki önemli olayların değerlendirmesini yapmış. Yine böyle sohbet ettikleri bir gün, Paşa’nın şu sözleri bugün yaşadıklarımızı da aydınlatmaktadır:
“Maalesef iyi olmayacak Celile. Ama bunun sorumlusu ne İttihat ve Terakki’nin kurmay kadrosu, ne de son yüz, yüz elli yıldır Osmanlı’yı kötü yönetenler. Dert daha derinlerde. İslam’ın çözülmemiş, çözülsün diye uğraşırken daha da çıkmaza sokulmuş düşünsel yapısı var ya Celile, meselelerimizin kaynağı tam da orası.”

1880-1956 yılları arasında yaşayan Celile Hanım, Osmanlı İmparatorluğunun Türkiye Cumhuriyetine
dönüşmesini de yaşar. Bu nedenle roman, Osmanlı’nın son dönemine şahitlik etmiş, üst sınıftan insanların, olaylar karşısında aldıkları tavırları da göz önüne sermektedir. Ailesi kurtuluş mücadelesinden uzak dururken Nazım Hikmet, ailesinden habersiz kurtuluş mücadelesini desteklemek üzere Vâlâ Nureddin ile birlikte Anadolu’ya gider. Mustafa Kemal ile görüşür. Diğer taraftan Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde bu insanların hayatlarında büyük değişimler olur. Konaklarda yaşanan hayat yerini apartman dairelerine bırakır. Celile Hanım ve ailesi maddi sıkıntılar yaşar. Bir bakıma üst sınıftan insanların yaşadıkları, toplumsal yapıdaki büyük değişimi okura aktarır.

Celile Hanım, Nazım Hikmet’in Bahriye Mektebinden öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı ile bir dergâhta karşılaşır. İlk görüşte birbirlerine âşık olan bu iki sanat insanı, üç yıl süren bir ilişki yaşarlar. Ancak evlilik hazırlıkları yaparken Yahya Kemal, bir mektup ile bu ilişkiyi bitirir. Celile Hanım, ayrılık acısını unutmak için Paris’e gider. Orada resim çalışmalarına ağırlık verir. Yurda döndükten sonra birçok sergiye katılır. Sanatı onu, tüm hayatı boyunca olduğu gibi yine teselli eder. Yahya Kemal, Celile Hanım’ı sever, ona şiirler yazar. Ancak onun kadar göz önünde, güçlü bir kadın ile evlenmekten çekinir. Ayrıca Nazım Hikmet de bu evliliğe karşıdır.

“Yollarda kalan gözlerimin nûrunu yordum,
Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,
Hulyâmı tutan bir büyü var onda diyordum,
Gördüm: Dişi bir parsın elâ gözleri vardı.”

-Yahya Kemal Beyatlı-*

Romanda, her iki bölümde de 3.kişi anlatımı kullanılmış. Bu anlatıcının açtığı alan, yazarın olaylar üzerindeki hâkimiyetini artırmış. Dönemin önemli olayları, kişiler arası diyaloglarla verilmiş. Duru, akıcı bir dil kullanılmış. Bazı bölümlerde adı geçen kişiler ve yerler ile ilgili dipnot kullanılarak sayfa altlarında kısa bilgiler verilmiş. Bu dipnotlar okuru metine daha da yakınlaştırmış. Nazım Hikmet’in ilk şiirleri, Yahya Kemal’in Celile Hanım için yazdığı şiirler de romanda yer almış.

Kitabın başında ‘Gerçek kişilerden ve tarihi olaylardan esinlenilmiştir.’ cümlesi ile yazarın, romanın kurgusunu oluştururken Celile Hanım ile ilgili önemli olaylardan yola çıktığını anlıyoruz. Karakterlerin gerçek ve tarihimizde önemli yere sahip olması, yıkılmak üzere olan bir imparatorluğun üst sınıfından kişiler olmaları, romanı daha da ilgi çekici hale getirmiş. Ancak tarihsel süreç içinde, bazı bölümler çok hızlı geçilmiş. Edebiyat ile ilgilenen kişiler tarafından az çok bilinen, çarpıcı olaylar üzerinde daha fazla durulmasıyla kitabın popülerliği artırılmış.
Tarihimizin önemli olaylarını öğrenmek, bu olaylarda rol alan kişileri tanımak, geleceğimizi şekillendirirken bize yol gösterecektir. Bu nedenle tarihimizi okumak gerektiğini düşünüyorum. Balcıgil’in kitabını okurken yaşanan olaylarla ilgili yüzeysel de olsa bilgiler edindim. Celile Hanım gibi güçlü bir kadını tanıyarak Nazım Hikmet’in çocukluğunda ve ilk gençliğinde yaşadığı ortam hakkında fikir edindim.

Yurdagül Sayıbaş

 

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir