Kalbi Ellerinde

Kablolarla bağlı hayata. Tutunmak istiyor. Olmuyor. Ekranda bir ışık geziyor. Dıt. Dıt. Dıt. Kalbi. Yukarı- aşağı eğriler oluşturarak ilerliyor ışık. Yeşil.
Son günlerde zihninde hep bunlar dolaşıyor. Hayat ile ölüm arasında gidip gelen bir insanın yaşa-ma-dıkları. Yangın yüreklerinde. Acının yangını. Tuttuk. Garip.
Nasıl mı? İşte öyle: Dıt… dıt… dıt…
Bir fren sesi. Gecikmiş. Yerde.
Tek bir sözcük bile yetiyor bazen anı lekelemeye. Ölüm/mü. Ne olduğunu bilmiyor ki.
Duvarlar beyaz. Örtüler mavi. Ama umut yok gibi. Geliyor. Bakıyor. Cam önünde zamanın dışında bekleyiş. Her şey yeşil ışıkta saklı. Yaşam/ölüm.
Sonra anılarına bakıyor. Ama yok denk bir acı. Bulsa. Hemen ona tutunacak. Yaşanmışlıkla. Bir, iki damla yaş süzülüyor gözlerinden. İçi kabarıyor. Bıraksa sağanak yağış başlayacak. Tuzlu değil; ama zehir acılığında gözyaşları. Soğuk.
Her şeyin başladığı yere dönebilmek istiyor şimdi. Canı sıkılan bir çocuğu avutacak bir şeyler bulmalıydım, diyor çaresiz. Pişmanlık bütün hücrelerinde dolaşıyor günlerdir.
Bu kadar çare-siz kalır mı insan! Sözcük bulamıyor anlatmaya. Diline gelen bütün sözcükleri bir bir kovalıyor geldikleri yere. Bir sözlük olsaydı. Bakar, anlatırdım.
Nereye varacağı bilinmeyen sözcüklerle geliyor insanlar. Soru hep aynı. “Nasıl oldu?” Ama acı sürekli yer değiştiriyor. Gözlerinden yüreğine, oradan zihnine doluyor.
Hayatın pamuk ipliklerine bağlı olduğu bir yerde. Camda. Beklemek.
Bir hafta.
Camda bekleyen kıpkırmızı gözler.
Beyin ölümü gerçekleşti, dedi doktor.
Kalbi. Yeşil ışık, çizgilerle ilerliyor hala. Artık kalbi ellerinde.
Dıtttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttt.
Yurdagül Sayıbaş

1999/İstanbul

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir