Ninni

Oteldeki odamın penceresi yemyeşil bir ormana bakıyordu. Ağaçlar öylesine sıktı ki pencereden yere yeşil bir halı serilmiş gibi görünüyordu. Kahvemi elime aldım ve bu güzel görüntüyü seyretmeye başladım. Üç günlük seminer için geldiğim dağ otelinde ilk gecemdi. Yarın beni oldukça yoğun bir gün bekliyordu. Dosyamı açıp yarınki programa baktım. İki oturum halinde, sadece yemek molası verilerek oluşturulan programda Anadolu masalları üzerine konuşmalar yapılacaktı. Son gün ben de Anadolu Masallarında Anne adında bir sunum yapacaktım. Her şeyim hazırdı. Şimdi merakla diğer konuşmacıların söyleyeceklerini bekliyordum. Dosyayı yerine bıraktım. Derin yeşilliğe bir kez daha baktım. Günün kararması ile birlikte yeşillik yerini yoğun bir karanlığa bırakmıştı. Sunumu üzerinde biraz çalıştıktan sonra yatağına uzandı.


Gellll… gell… bana gelll. Ormanın hemen girişindeki açık alanda oyun oynayan çocuk duyduğu sesle irkildi.
İn misin, cin misin nesin sen? Neden… Neden beni çağırıyorsun, dedi çocuk. Korku dolu gözlerle ormana baktı. Ses hala ısrarla onu çağırıyordu. Tüm cesaretini toplayıp sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Rüzgâr esiyor. Bu esinti ağaçların yaprakları arasından geçerken ıslık çalar gibi bir ses çıkarıyordu. Ağaçlar rüzgârın ritmine uymuş, bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Bu sallanışta yere vuran gölgeler değişiyor, yosun kaplanmış yerlerde değişik şekiller oluşturuyordu. Ormanın içine doğru ilerledikçe ses bir yakınlaşıyor bir uzaklaşıyordu. Sonra birden annesinin sesini duymaya başladı. Ona daha küçücükken söylediği ninniyi söylüyordu:

“Ninnilerin merdanesi ninni
Annesinin bir tanesi ninni
Mini mini oğlum ninni
Benim güzel yavrum ninni.”

Bu tatlı yumuşacık sesi, öylesine özlemişti ki adımlarını hızlandırdı. Artık ne rüzgâr ne de gölgeler onu etkilemiyordu. Ninninin ritmine uyan ayakları onu annesine doğru götürüyordu. Ormanın derinliklerinde bir dere kenarına vardığında suyun ve rüzgârın sesi bir müzik gibi ninniye eşlik etmeye başlamıştı:

“Ninni desem nihal olur ninni
Açar güller bahar olur ninni
Oğlum uyumazsa ne hal olur ninni
Adı güzel yavrum ninni”


Birden derenin karşı kıyısında oturan annesini gördü. Heyecandan ne yapacağını şaşırmış bir halede karşıya geçmek için bir yol aradı. Sonra heyecana kapılıp derenin suları içine dalıverdi.

Sıçrayarak uyandı uykusundan. Gün yeni yeni ağarmaya başlamıştı. Annesinin ninnisi hala kulaklarında tekrar uyumak için gözlerini kapadı. Onu rüyasında da olsa tekrar görmek çok güzeldi. Bir süre uyumak ve kaldığı yerden rüyasına devam etmek için uğraştı. Ama olmuyordu. Bitmişti artık. İçini derin bir hüzün kapladı. Böylesine gerçek bir rüya uzun zamandır görmemişti. Suyun serinliği onu uyandırıvermişti.

Saat 7.30’da kalktı, duşunu aldı, kahvaltıya inmek için giyindi. Salona indiği zaman hala rüyanın sarhoşluğunu üzerinden atamamıştı. Açık büfede dolaşırken hiç aç olmadığını fark etti. Şaşırdı. Sanki iştahı kesilmişti. Normalde en az iki tabak yerdi. Bu yüzden kilosunu kontrol edemiyordu. Diyet yapmayı denemiş, ama başarılı olamamıştı. Tabağına bir iki şey alıp arkadaşlarının bulunduğu masaya oturdu. Herkes orman ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. Erken kalkıp ormanda yürüyüş yapan birkaç kişi, değişik bir ses duymuş, adeta büyülenmişlerdi. Aralarında konuşup duruyorlardı bunu:
Rüzgârdır o ses, diyordu biri.
Başka ne olacak canım, diye onaylıyordu bir diğeri.
Yok, yok, dedi masanın diğer tarafında oturan başka biri. Bir insan sesine benziyordu. Tedirgin olmayıp devam etseydik kesinlikle bir insan, hatta bir kadınla karşılaşabilirdik.
Tabağındakiler öylece kalmıştı. Üçgen biçimde kesilmiş peynirle oynarken birden yüksek sesle,
O benim annemdi, dedi. Hızla masadan kalkıp ormana doğru koştu…

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir