Okumak ve Yazmak

Bir kitaba başlıyorum. Onun dünyasına teslim oluyorum okurken. Sayfalar ilerlerken yeni bir dünyanın keyfini çıkarıyorum. Bu sayfalarda karşıma çıkan yeni dünyalar beni büyülüyor. Her yazar, kendi penceresinden bakıyor dünyaya. Ben de her yazarla yeni bir pencere sahibi oluyorum. Böylelikle hayat genişliyor. Görmediğim, yaşamadığı; görüp yaşamaya ömrümün yetmeyeceği birçok hayat ile tanışıyorum böylelikle. Okumak zenginleşmek benim için. Yeni gözler edinmek dünyaya bakmak için bir bakıma. Bu gözlerle eşya, insanlar her şey bambaşka görünüyor gözüme. Dışarda dolaşırken insanların görünüşüne hikâyeler yazıyorum zihnimde. Tıpkı kitaplardaki öyküler gibi onlara hikâyeler uyduruyorum.
Okuduğum her romanda yeniden başlıyorum hayata. İnsanla yeniden tanışıyorum. Bilinmezlerin içinde ilerlerken macera duygusu benim okumaya devam etmemi sağlıyor. Sonuçtan çok süreç odaklı okumalar yapıyorum. Kitabın sonunda ne olacağı beni çok fazla ilgilendirmiyor. Kurgunun şekillenişi ile daha çok ilgileniyorum. Elbette sonuçla da ilgileniyorum. Ama daha çok beni sonuca doğru yürüten yollar, kurgunun eğilip bükülüşü daha çok etkiliyor. Bu etki bir bakıma okumamı sağlıyor. Çoğu zaman bir roman bittiği zaman üzülüyorum. Bir yolculuğun daha sonuna geldiğim için. Yeni yolculuklara hazırlanmadan çıkmak mümkün olmuyor. Önceki yolculuğun etkisi altında kaldığım için bir süre bu etki ile yaşıyorum. Sonra yazıyorum okuduğum ile ilgili düşüncelerimi. Böylelikle okuduğum sırada zihnimde birikenler sözcüklere dökülüyor. Ben az da olsa rahatlıyor. Yeni bir maceraya çıkmaya hazır oluyorum. Bu süreç böyle devam edip gidiyor. Bu nedenle daha çok okuduklarım ile ilgili yazılar yazıyorum.
Yazmaya gelince hayallerimden biri yazmak. Uzun zaman önce içimde filizlenen bir hayal. Ama zaman geçiyor ve ben okuma serüvenine kendimi öylesine kaptırıyorum ki yazmaya vakit ayıramıyorum. Kısa yazılar, öyküler, güncelerle yetiniyorum. Kurgu metin yazmak için kesinlikle yalnızlık ve dünyadan soyutlanma gerekiyor. Ancak o zaman zihinde birikenler kendini sözcüklerle gün ışığı çıkarıyor. Hep düşünüyorum: Yazarlar kendileri için mi yoksa okur için mi yazarlar? Yüzünü bile görmediğin insanlar, yazdıklarınla karşılaşıyor, okuyor. Yorum yapıyorlar. Yazmak soyunmak, demiş bir yazar. Hiç tanımadığın insanların karşısında soyunmanın neresi güzel olabilir. Ama bir kere yazmaya başlayan insan için, başka türlü bir var oluş söz konusu değil. Elbette kendisi için yazdığını söyleyen yazarlar var. Yazmadan duramayan, çıldıranlar da var. Benim eksiğim de bu tutku sanırım. Her şeyi göze alıp yola çıkmak lazım, bir şeyi başarmak için. Bu durum yazmak için de geçerli. Bir şey hayat amacın haline gelmedikçe ortaya bir şey koyamıyorsun.
Okumak ve yazmak birbirinin kardeşi olan iki etkinlik. Düzenli ve düzeyli okumaların soncunda yazma kendiliğinden gelişiyor. Belli bir zaman sonra okudukların seni yazmaya doğru yönlendiriyor, diye söylüyorlar. Sanırım burada önemli olan birikim kazanmak. Hem yaşayarak hem okuyarak.
Gerçek bir okur olmadan yazmak pek mümkün görünmüyor. Kendinden önce yazılmışlardan yolun geçmeden yeni yollar açamıyorsun yazın dünyasında. Nedir gerçek okur olmak? Her okuduğun üzerine uzun incelemeler mi yapmak. O zaman okumaktan alınan haz azalmaz mı? Bir görev duygusu ile okunan metinden ne kadar haz alabilir insan? Ya da kendine göre bir okuma yöntemi geliştirmek gerekiyorsa durum yine değişmiyor. Haz odaklı okumak, gerçek bir okur olmak için yeterli değil. Benim en büyük sorunum okuduklarımı unutuyorum. Şimdilerde böyle bir durumla karşı karşıyayım. Eğer bir şey yazmadıysam unutuluş girdaplarında kaybolup gidiyor okuduklarım. Kitapları çizmeyi, üzerlerine not almayı da sevmiyorum. Onun yerine deftere notlar alıyorum okurken. Bitirince de kısa bir yazı ile notları birleştiriyorum. Eğer bu tür bir okuma yapmazsam kısa bir süre sonra metin aklımdan silinip gidiyor. Artık zihnimde bir doluluk mu yaşıyorum, diye düşünüyorum. Yeni metinlere yer açmak için zihin kendince bir yöntem mi buldu? Bilemiyorum. Unutmamanın bir diğer yolu da bazı önemli metinleri tekrar okumak. Hani klasikleri, hayatın üç ayrı döneminde yeniden okumak gerektiğini söylüyorlar. Her dönemde yeni bir insan olarak metine tekrar bakmak yeni buluşları da beraberinde getiriyor. Yıllar önce okuduğun bir kitabı tekrar okuduğun zaman alınan farklı bir keyif var. Ben henüz bunu çok fazla yapmadım. Ama bir yıl sonra tekrar okumalara başlamayı düşünüyorum. Özellikle klasikleri.
Okumak da yazmak kadar emek isteyen uğraşlar. Her yıl yüzlerce kitap basılıyor. Onların arasından gerçekten okumaya değecek, edebi yapıtları seçmek gerekiyor. Bu seçimi yaparken neye göre bir seçim yapacağımız da çok önemli. Tanıdığımız, takip ettiğimiz yazarlar için bir zorluk söz konusu değil. Ama yeni yazarları da tanımak isteyince durum biraz zorlaşıyor. Birikimine güvendiğiniz insanların tavsiyeleri de okura yol göstermesi açısından önemlidir. Yayınevlerinin tarzını tanıyınca seçim biraz daha kolaylaşıyor. Ama artık başladığım kitabı bitiririm, düşüncesinden biraz uzaklaştım. Eğer hoşlanmadıysam bırakıveriyorum. Okunacak o kadar çok kitap varken vakit kaybetmek istemiyorum.
Birbirini tamamlayan bu iki uğraş olmadan yaşanmaz. Özellikle okumak her insanın vazgeçilmezi olmalı, diye düşünüyorum. İnsan kısa ömründe sadece para için didinerek hayatını sürdürmemeli. Mutlaka keyif aldığı farklı alanlarda da bir şeyler yapmalı. Bu alan neden okumak ve yazmak olmasın…

Bodrum/Ortakent-2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir