Öykü ve Roman

Öykü mü roman mı, diye sorsalar hiç düşünmeden roman, diye cevap veririm. Çünkü roman okumayı çok seviyorum. Romanın kurduğu geniş dünyanın içine girmek, orada kaybolarak sayfaları tüketmek en büyük keyiflerden biri benim için. Öykü kısa ve yoğun olduğu için arka arkaya farklı metinler okumak zorunda kalıyorsun. Hâlbuki romanda birçok öykünün birleşimi ile karşı karşıya kalıyorsun. İç içe geçmiş bu öyküleri okumak daha çok etkiliyor beni. Gerçi her türün kendine göre güzel tarafları yok değil. Doymak ile ilgili bir durum bu. Bir de metin bittikten sonra üzerinde düşünmeden yeni bir metine geçmek zor oluyor. İyi öykü okuduğunuz zaman doyuma çabuk ulaşıyorsunuz. Sonra üzerine düşünmek, metni hazmetmek için zaman geçmesi gerekiyor. Bu nedenle öyküleri arka arkaya okuduğum zaman bir şeyleri kaçırdığımı düşünüyorum. Oysa romanda doyuma ulaşmak biraz fazla daha zaman gerektiriyor. Uzun bir okuma sürecinin ardından düşünmeye, yorum yapmaya daha fazla zaman ayırabiliyorsunuz.
Roman uzun soluk bir metin türü. Net bir tanımı da yok aslında. Her iyi roman, bana göre bu türü yeniden tanımlıyor. Her kurgu metinde olduğu gibi bazı kuralları var elbette. Ama türlerin birbirine geçtiğini düşündüğüm çağımızda başına buyruk tavrını koruyan sadece roman. Her yazarın elinde okurun karşısına farklı bir biçimde çıkabiliyor. Okurken de insana özgür bir alan bırakıyor. Bu özgür alanda dilediğiniz gibi okumanızı yapabiliyorsunuz. Öykü ise kısa soluklu bir metin. Belli kuralları var. Bunların birçoğu vazgeçilmez kurallar. Ne kadar uğraşsanız da farklı bir biçim yaratmak mümkün değil. Çünkü alan dar olduğu için hareket kabiliyetiniz sınırlı. Yoğun bir anlatımla sona ulaşmanız gerekiyor. Öyküde tek cümle ile geçtiğiniz bir ayrıntı romanda sayfalar sürebilir. Sürmesi gerekir de.
Her okurun kendine göre bir okuma alışkanlığı var. Kimisi öykü, kimisi roman okumayı sever. Kimisi masa başında okur. Kimisi kanepeye uzanıp okur. Kimisi alır eline kalemi çizer de çizer satırları. Kimisi kıyamaz kitaba. Benim gibi. Bir deftere notlar alır. Ben edebi türler gibi okur türleri de olduğuna inanlardanım. Çünkü o kadar geniş bir kitap dünyası var ki bu dünyaya göre de okur türediğini düşünüyorum. Kimisi gözüyle okur sadece. Bence bazı kitaplar böyle okunmalıdır. Kimisi hem gözüyle hem de aklıyla okur. Bazı kitaplar da böyle okunmalıdır. Kimisi de gözü, aklı ve yüreğiyle okur. İşte asıl okuma sevdalıları bunlardır. Okurken metni adeta yeniden yazar. İyi kitaplar üçü ile birlikte okunmalıdır ki aktif okur olabilelim. Yani okuma sürecinde pasif kalmayarak birikimimizle metine katkıda bulunabilelim.
Romanı tercih etsem de öykü okumaktan da keyif alırım. Aslında iyi yazılmış her kurgu metin bana keyif verir. Sadece boyutlu anlatılar daha çok dikkatimi çeker. Kitaplığımda okunmayı bekleyen birçok öykü kitabı var. Bir gün onları okumaya da başlayacağım. Elbette romandan yakamı kurtarabilirsem.

Ortakent/2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir