Suç ve Ceza Üzerine Düşünceler

Her roman, kendi dinamikleri içerisinde başlar, gelişir ve sonlanır. Bu dinamikler özellikle psikolojik romanlarda daha içsel durumlara bağlı olarak gelişir. Suç ve Ceza romanı da psikolojik ve aynı zamanda ideolojik bir romandır. Diğer taraftan polisye bir roman olarak okunması da mümkündür. Nitekim ilk yayınlandığı dönemde daha çok bu yönü ile dikkatleri üzerine çekmiş; zaman içerisinde psikolojik boyutu önem kazanmıştır.
Romanın birinci bölümünde Raskolnikov cinayeti işler. İki, üç ve dördüncü bölümlerde bu suçun bunalımı yaşar. Bilinci gider gelir. Baygınlık geçirir. Sürekli aklı ile vicdanı arasında bir savaş vermektedir. Yazar, bu üç bölüm boyunca birinci ve üçüncü kişi anlatıcının gözünden bize diğer karakterlerle temel kahramanın etkileşimini aktarır. Özellikle diyaloglarda yazar, cinayetin katil üzerindeki psikolojik etkisinin analizini yapar. Beşinci bölümde Raskolnikov işlediği suçu Sonya’ya itiraf eder. Burada sorulması gereken soru, neden itiraf için Sonya’yı seçmiştir? Çünkü Sonya, ailesi için kendisini feda etmiş; hayat kadını olarak çalışarak üvey kardeşlerinin geçimini hatta babasının içki parasını sağlamaktadır. Tanrıya inancı tam bir Hristiyan olan Sonya, Raskolnikov’a teslim olmasını ve yaptığının bedelini ödeyerek vicdanını rahatlatmasını söyleyecektir. Bu yönü ile baktığımız zaman Sonya, romanda inancın kutsal sesi olarak karşımıza çıkar. Hiçbir zaman durumundan şikâyetçi olmaz, yani bir kurban gibi davranmaz. Sonya, alçakgönüllü ve çekingen bir kadındır. Yazar, onun işi ile ilgili detaylara hiç yer vermeyerek bir bakıma onu aklar. Romanın sonunda bütün mahkûmların sevgisini kazanması da okura Sonya’nın romandaki azize olduğunu bir kez daha gösterir.
“Eğer bir bit olsaydım şimdi burada ne işim vardı.” Sonya’nın evinde bu sözleri söyleyen Raskolnikov vicdan sahibi bir insan olduğunun farkındadır. Tefeci kadını ve kardeşini öldürdükten sonra yaşadığı bunalım da onun aşağılık ya da kötü olarak gördüğü insanlardan farklı olduğunun göstergesidir. Bir bakıma hayat şartlarının kurbanı olan bu genç adam, yazar tarafından adım adım yaptığının bedelini ödemeye doğru sürüklenir. Ne ki sürgünde bile zaman zaman bu cezayı hak etmediğini düşünür. Çünkü topluma zarar veren bir kadını öldürmüş, böylece topluma faydalı bir iş yapmıştır. Tarihte toplumun yararı için binlerce insanı öldürenler, bugün kahraman olarak anılırken neden kendisi bir suçlu olarak görülmektedir? Raskolnikov’un aklında sürekli bu soru dolaşır. Bununla ilgili yazdığı bir makale de vardır. Zaten onu cinayete sürükleyen de bu makalede oluşturduğu tezdir. Ancak cinayeti işledikten sonra daha evine döner dönmez pişman olmaya başlar. Bu pişmanlığın nedeni tefeci kadının masum kardeşini de öldürmek zorunda kalması mıdır, bilinmez.
Suç ve Ceza romanında olaylar üç ayrı boyutta gerçekleşir: Fiziksel eylem, sözlü anlatım(diyaloglar), karakterlerin zihninden geçenler ve felsefi tartışmalar. Raskolnikov’un işlediği cinayet, Marmeledov’un atlı arabanın altına atlaması, Svidrigaylov’un intiharı romanda ölümle sonuçlanan fiziksel eylemlerdir. Bu eylemlerin nedeni, kendi gerçekliğini bulamayan kahramanların, bu soruna kendilerince buldukları çıkış yolu olduğunu görürüz. Raskolnikov’un cinayetten önce Marmeledov ile yaptığı konuşma, cinayetten sonra Svidrigaylov ile yaptığı konuşmalar okura temel kahramanın durumunu daha net bir biçimde göstermektedir. Çünkü diyaloglar Dostoyevski’nin biçem olarak en güçlü olduğu bölümlerdir. Buralarda yazar, genellikle temel kahraman ile diğer kahramanları karşı karşıya getirerek romanın asıl tezi olan “Gerçeklik nedir?” sorusu üzerinde kahramanları konuşturur. Her kahramanın gerçekliği kendisine göre değişmektedir. Bu nedenle bu konuşmalarda felsefi tartışmalar da yer almaktadır. Porfiri Petroviç ile suçun doğa üzerine Raskolnikov’un yaptığı konuşma bu tartışmalar örnek gösterilebilir. Kahramanların zihninden geçenlerde ise özellikle Raskolnikov’un iç konuşmalarını görmekteyiz. Gerek cinayete hazırlanırken gerekse cinayeti işledikten sonra yaşadığı bunalımlı dönemde yaptığı iç hesaplaşmalar romanın psikolojik ve felsefi boyutunu oluşturmaktadır. Diğer taraftan yazarın, birinci ve üçüncü kişi anlatıcı(koro) olarak olaylar üzerine yorum yaptığı bölümler adeta aklın sesi gibi tanrısal bir bakışın olayları açıklamasıdır. Bu anlatıcılar bazı yerlerde gelecekte bir zamanı işaret ederek Raskolnikov’un yerine olayları bir de o gözle değerlendirir.
Romanın diğer önemli özelliklerinden birisi de mekân ile olaylar arasındaki bağlantıdır. Raskolnikov’un bir tabuta benzeyen odası, Sonya’nın sefalet içindeki odası; ucuz tavernalar ve meyhaneler romanın ana mekânlarını oluşturmaktadır. Dostoyevski, toplumun alt kesiminden yoksul insanların yaşadıkları hayatı bu yolla gözler önüne serer. Bu yerler bu nedenle sembolik bir anlama sahiptir.
Romanlar uzun soluklu eserler olduğu için bu türde karakterler, özellikle temel kahraman, akış içinde bir durumdan diğerine doğru bir yolculuk yapar. Bu yolculuk, onun kişiliğinin gelişiminin yolculuğudur. Nitekim Raskolnikov kibirli, gururlu, kendini beğenmiş bir insan olarak karşımaza çıkar ilk olarak. Yaşadığı kişilik çatışması onu bir durumdan diğerine yavaş yavaş taşır. Sonya’yı ilk gördüğü zaman ona acır. Ama zaman içinde Sonya ile kendisi arasında bir benzerlik kurar. Çünkü Raskolnikov da bir bakıma cinayet işlerken ailesini ve sonra toplumu zararlı bir ‘bit’ten kurtarmak istemiştir. O da Sonya gibi kendisini ailesi için feda etmektedir. Nitekim Sonya’nın ayaklarına kapanması ve orada sarf ettiği sözler de bunun göstergesidir. Ona göre Sonya, zayıf bedeninde insanlığı bütün acılarını ve yoksulluğunu taşımaktadır.
Raskolnikov işlediği cinayetin bedelini ödemek üzere sekiz yıla mahkûm edilir. Sibirya’ya gönderilir. Böylece vicdani olarak rahatlayacak ve yeni bir hayat kurabilecektir. Sonya da onunla birlikte Sibirya’ya gider. Onun için de yeni bir hayat başlar. Terzilik yaparak hem kendisine hem de Raskolnikov’a bakmaktadır. Böylece cinayetle başlayan bir olay sona ererken kahramanımızın hayatında yeni bir dönem başlar.
“Ama burada yeni bir öykü başlıyor: Bir insanın yavaş yavaş yenilenmesinin, yeni bir hayat bulmasının, bir dünyadan başka bir dünyaya geçmesinin, hiç bilmediği yepyeni bir gerçekle tanışmasının öyküsü…”

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir