Tasavvuf ve Yunus Emre

Tasavvuf

XIII. yüzyılın toplumsal yaşantısındaki karışıklıklar, insanların Moğol istilasından kaçan sûfilerin kurdukları tekkeler çevresinde toplanmasına neden olmuştu. Süregelen savaşlar, halkı maddi dünyadan manevi dünyaya doğru yönlendirmişti. Tekkeler, Anadolu Selçuklularının sûfilere gösterdiği saygı ile desteklenince Anadolu halkı arasında, bir tasavvuf hayatı başladı.

Tasavvuf felsefesi, İslam düşüncesinin daha önceki düşüncelerden de yararlanarak ortaya koyduğu bir din felsefesidir. İslamiyet’in gelişmesinde ve kökleşmesinde rol oynayan büyük bir düşünce sistemidir.

“ Tasavvuf felsefesi fizik ötesi gerçeklik nedir, evren nedir, insan nedir?” gibi soruların, İslam düşüncesiyle birleşen yanıtlarıdır. Bu felsefeyi benimseyen ve bu felsefeyle uğraşanlara “mutasavvıf” denir.
Mutasavvıflara göre Tanrı tek varlıktır. Sonsuzdan gelip sonsuza giden Tanrı, zamanın ve mekânın üstündedir. Bu tek varlığa, Tanrı’ya, Vücud-i Mutlak denir. Yani tüm güzellikleri, iyilikleri, olgunlukları, O, kendi içinde taşımaktadır. Ancak kendisini görecek ve güzelliğini onaylayacak kimse yoktur. Bunun için adem (yokluk) aynasına bakmış, bu aynadaki yansımasından evren yani hava, su toprak, ateş (dört unsur) oluşmuştur. Evrende önce insan dışındaki tüm varlıklar (canlı-cansız) ve en son olarak da insan yaratılmıştır.

Böylece Tanrı, soyutluktan somuta geçer. Somutlandığı varlıklar arasında sadece insan, tekrar özüne dönebilme becerisine sahiptir. Bu öz ise ruhtur. Ten, ruhun maddi dünyada var olmasını sağlayan bir araçtan başka bir şey değildir. Tanrı ile bir olmak isteyen insan, teni (bedeni) aşıp ruha (cana) ulaşmalıdır.

İnsanı Tanrı’dan uzaklaştıran sadece bedeni değildir, bir de maddi dünya vardır. Çevremizde gördüğümüz tüm güzellikler geçici, kalıcı olan sadece Tanrı’dır. Geçici güzellikler, İnsanı Tanrı’dan uzaklaştırır. Yeryüzündeki kötülüklerden, çirkinliklerden arınmanın tek yolu, insanın kendisini Tanrısal aşka vermesidir. Ancak bu hiçbir zaman dünyaya önem vermemek anlamına gelmemelidir. Dünya Tanrı’nın görüntüsüdür. Dünyadaki tüm güzellikler, Tanrı’nın nitelikleridir. Kötülükler ise insanın yokluk yani eksik kalan tarafından oluşmuştur.

Tanrı: Varlık –İyilik – Güzellik

İnsan: Varlık – İyilik – Güzellik
Yokluk – Kötülük – Çirkinlik

İnsan dünyadaki güzellikleri de sevmelidir. Tanrısal aşka giden yolda, yine bu dünya sevgisi, aşk vardır. İnsan, önce çevresinde var olan her şeyi (insanı, tüm canlıları, yaratılmışı) aşk ile sevmelidir. Ancak bu aşkın aracılığı ile kalıcı olan Tanrı aşkına ulaşabilir ve maddi varlığından kurtularak soyut yanına, cana (ruha), Tanrı’ya kavuşur.

Tasavvuf Terimleri:

Tarikat: Allah’a ulaşma yolları (Bektaşilik, Mevlevilik…)

Mutasavvıf: Tasavvuf düşüncesine sahip kimselere denir.

Şeyh, Mürşit, Pir: Her hangi bir tarikatın kurucusu veya önde gelenlerine denir.

Derviş, Mürid: Bu öğretiye bağlanan kimse.

Tekke, Zaviye, Dergâh: Tasavvuf felsefesinin öğretildiği tarikat mensuplarının toplandığı yer.

Tasavvufun kaynakları; Kuran’daki ayetler, Hz. Muhammed’in hadisleri ve davranışlarıdır.

Mutasavvıflara göre insan üç grupta toplanır.
1. Doğru yolu görmeyenler.
2. Bir tarikata girenler, dervişler.
3. İnsan-ı Kâmiller: Bu öğretiyi tamamlayanlar, olgunluğun üst derecesine çıkanlar.

 

Tasavvuf Teorileri:

1. Devr: Evrendeki tüm varlıklar oluş sırasına göre Allah’tan gelmişlerdir, yine Allah’a
döneceklerdir.
2. Tecelli: Allah’ın kendi güzelliğini görmek istemesi sonucunda evrenin oluşmasıdır.
3. Vahdet-i Vücut: Tüm varlıkların tek kaynaktan gelmeleri, Allah’ın varlığından bir parça olmaları. Varlık tekdir, birdir. Bu tek varlık, mutlak varlık olan Tanrı’nın varlığından ibarettir. Bu dünya ve evrende görülen her şey ilâhi varlığın yansımasıdır. Her ne var ise Tanrı’nın bir parçasıdır.
Örnek: Isının etkisiyle suyun buharlaşması, buharın buluta, bulutun yağmura, yağmurun sele, sellerin ırmaklara, ırmakların nehirlere dönüşmesi; tüm bunların birleşmesiyle denizlerin oluşması. Öyleyse buhar, bulut, buz, yağmur, sel, nehir, ırmak, deniz… Hepsi de suyun çeşitli görüntüleridir.
4. Fenafillah: Olgunluğun en üst derecesidir. İnsanın nefsini yok ederek Allah’ın varlığını kendi bedeninde bulmasıdır.
5. Aşk : Allah’a duyulan sonsuz sevgi, insan ruhunun Tanrı’ya kavuşup onda erime arzusudur. Aşk, Tanrı’nın sırrıdır. İnsanın kendinde “yokluk” öğesini öldürmesi için tek vasıta “aşk”tır. Aşk yoluyla Tanrı’ya kavuşan kimse yokluktan, kötülük ve çirkinlikten kurtulmuş olur. Allah’a korku ya da beklentiyle bağlı olmayıp ona sevgiyle yaklaşmak, aşık olmak, tasavvufun şiire yansıyan yönüdür.
6. Nefs ve İnsan: Tasavvufta insan, biri ölümlü (fani), öteki ölümsüz olan iki unsurdan oluşur. Ölümlü olan ten, ölümsüz olan candır.

İnsan :

Ten (beden)
Can  :
Hayvani can – nefs
İlahi can – ruh

 

İnsanın Tasavvuf Felsefesi’nde çok önemli bir yeri vardır. Çünkü Tanrı, en çok insanda belirmiştir. İnsan evrenin gözbebeği, en değerli varlığıdır. Hiçbir ayrım yapmadan bütün insanlar, aynı değeri taşır. Din, mezhep, ırk, renk, yoksul, zengin, ayrımı yoktur. Yalnızca Tanrı yolundaki derecelerine göre, daha değerli sayılan, daha yüksek seviyelere çıkmış insanların üstünlüğü vardır. Anadolu halkını, yaşadığı sosyal karışıklık içerisinde, tasavvuf hayatına bağlayan temel özellik de budur.

İnsan kendi çabalarıyla geçici güzelliklerden uzaklaşarak Tanrı’ya ulaşamaz, bir yol göstericiye, Mürşid-i Kâmil’e bağlanması gerekir. Bir tarikata girip onun sıkı kurallarına uyacaktır. Tarik, Arapça “yol” demektir. Her tarikat Tanrı’ya ulaşmanın yollarını göstermek amacıyla bir şeyh tarafından kurulmuştur. Bu yönüyle tasavvuf bir din felsefesi değil, aynı zamanda, bir yaşam biçimidir.

Yunus Emre şeyhi Taptuk Emre ‘ye bağlanarak tasavvufî hayatı benimsemiş, mutlak varlık olan Tanrı’ya ulaşmak için kırk yıl çile doldurmuştur. Ancak ondaki tasavvuf, ne kuru dinciliğe, ne de Cennet-cehennem oyunlarına kaptırır kendini. O her şeyi insanda bulmuştur.

Çok aradım bulamadım
Buldum insan içinde (Ergüven, 146).

Tasavvuf Felsefesi İslamiyet’in kökleşmesinde, Anadolu’da Türk birliğinin kurulmasında, savaşlarda başarı sağlanmasında, Anadolu’da yokluklara, kıtlıklara dayanılmasında, Anadolu Türk kültüründe etkin bir rol oynamıştır. Ancak Osmanlı Devleti’nin gerilemesiyle tekkeler ve bu sistem yozlaşmış, insanımızın bilimsel gerçeklikten uzak kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle Atatürk, “laiklik”le birlikte, bu sistemi kaldırmıştır.

YUNUS EMRE

Yaşamı:

Yunus Emre XIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIV. yüzyılın birinci yarısında Anadolu‘da yaşamıştır. Doğum ve ölüm tarihleri kesin bilinmemekle beraber, şiirlerinden elde edilen bilgiler ışığında 1240-1320 olarak tahmin edilmektedir. Bektaşi Vilayetname’si Yunus’un yaşamını şöyle betimler: “ Sivrihisar’ın kuzeyinde Sarıköy denen yerde Yunus adında yoksul bir adam vardı. Ekincilikle geçinirdi. Bir kıtlık yılında pek bunaldı. Kırşehir’e yakın Suluca Karahöyük (Hacıbektaş ilçesi) denen yerde Hacıbektaş adlı bir ermişin halka yardım ettiğini duyunca, ona başvurmaya karar verdi.” Daha başka kaynaklarda da tekrarlanan bu bilgi, Yunus’un Sarıköy’de doğduğunu göstermektedir.
İyi bir eğitim gördüğü şiirlerinden anlaşılmaktadır. Medrese öğreniminden sonra tasavvuf yoluna girdi. Taptuk Emere’ye derviş oldu. Anadolu’nun birçok ilini, Suriye’yi, Azerbaycan’ı dolaştı. 1320 yılında 80 yaşında öldü.

 

Yaşadığı Çağ:

XIII. yüzyılda Anadolu’da dört devlet vardır: Selçuklular, İlhanlılar, Bizans, Trabzon Rum İmparatorluğu. Bu devletlerin hiçbiri, Haçlı Seferleri yüzünden Anadolu’da siyasal birliği sağlayamamışlardı. Bu dağınıklığın üzerine başlayan Moğol akınları, Anadolu’nun tamamen çökmesine neden olmuştu. Bu karışıklığın içerisinde halk yoksul düşmüştü. Kimse canından, malından ve yarınından emin değildi. Toplum içinde yaşanan bu güvensizlik, halkın mistik inançlara yönelmesine yol açmaktaydı.
Moğol akınlarından kurtulmak için Horasan’dan Amasya’ya gelip yerleşen Melâmeti Tarikatı Şeyhi Baba İlyas, halkın zayıf durumundan yararlanıp Selçuklu Devleti’ne karşı bir ayaklanma başlattı. Ayaklanma bastırılsa da arkası kesilmeyen Moğol akınları ile Selçuklu Devleti çöktü. Anadolu tamamen Moğolların egemenliği altına girdi. Selçuklu Devleti’nin yıkılması ile birlikte Anadolu, bağımsız beyliklere ayrıldı.
Ağır savaş şartları altında ezilen halk, bir de korkunç kuraklıklar ve kıtlıklar yaşıyordu.
1299’da kurulan Osmanlı Beyliği zaman içerisinde bu karmaşaya son verdi.
Bu karışık dönemde, zamanın kurşun ağırlığı altında Anadolu insanlarının neydi beklediği? Barış içinde kardeşçe yaşamak! Bu nasıl olurdu? Nasıl gerçekleşebilirdi bu? Bütün XIII. yüzyılla XIV. yüzyılın başları yağmalar, yıkımlar, yakımlarla geçmişti. Şuraya buraya saldırmalar, baskınlar, adam kesmeler, asmalar, yokluklar, yarına güvensizlik, umarsızlıklar halkı canından bezdiriyordu. Anadolu’nun Sakarya, Konya Kırşehir, bölgelerinde böyle karışık bir dönemde yaşıyordu Yunus Emre. Oymak örgütünün çözülerek yerleşik düzene geçiş aşamasında ortaya çıkan siyasal, toplumsal tedirginliği dile getiriyordu şiirlerinde.

Danışman okur tutmaz
Derviş yolun gözetmez
Bu halk öğüt işitmez
Ne sarp zaman olmuştur (Ergüven, 20).

Yunus’un Tarikat Zinciri:

Birçok şiirinde adını andığı Taptuk Emre, Yunus’un kırk yıl hizmet verdiği şeyhidir. Taptuk Emre’nin şeyhi Barak Baba, Barak Baba’nın şeyhi Sarı Saltuk, Sarı Saltuk’un şeyhi ise Hacı Bektaş-ı Veli’dir. Bu zincir, Yunus’un Bektaşi Tarikatı’ndan olduğunu gösteriyor. Hacı Bektaş-ı Veli de Babalılar ayaklanması sonunda öldürülen Baba İshak’ın halifesidir.

Yunus’un Düşünce Dünyası:
a. Din ve Ahlak Anlayışı:
Yunus’ un ahlak anlayışına baktığımız zaman, bu anlayışta insana yakışan, insan olmanın gerektirdiği tüm güzellikleri bir arada buluruz: İyilik, cömertlik, dürüstlük, kanaat, utanmak, sabır, onuru korumak, temiz yüreklilik, cömertlik… Bunlar bugün de insanı insan yapan ahlak kurallarıdır. Ancak bugün bunlardan birinin artık tam tersine döndüğünü görmekteyiz. Yunus dayandığı mistik felsefenin de etkisiyle sabrı, katlanmayı, boyun eğmeyi, Tanrı’ya sığınmayı savunmuştur. Hâlbuki günümüz ahlak anlayışına göre direnmek, haksızlıklara karşı gelmek, kötülüklere karşı ayaklanmayı erdem sayar. Çünkü dünya sorunları burada çözülmelidir.
Gönül yıkmamak Yunus’un ahlak anlayışının günümüz insanına hoş görünen en önemli yanıdır. O, bu ilkeyi, din kurallarından bile üstün tutmuştur.

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil.

Şeriatın söylediklerini yapmak, tasavvuf yolunda ilerlemek için yeterli değildir. Önce insanı sevmeli, önce bir gönülde taht kurmalıyız ki gerçek olan Tanrı aşkına ulaşabilelim.

Yunus Emre der hoca gerekse bin var hacca
Hepsinden iyisi bir gönüle girmektir. (Fuat, 34)

b. Dünya Anlayışı:
Dünya, bütün güzelliğine rağmen gelip geçicidir. Bu nedenle onun güzelliklerine fazla güvenmemek, onun aldatıcı yüzüne fazla bağlanmamak gerekir. Mal, mülk, para bunların hepsi geçicidir. Çünkü insan bunların hepsini bu dünyada bırakıp göçecek ve asıl varlığa, kalıcı olan güzelliğe ulaşacaktır.

Şunlar ki çoktur malları
Gör nice oldu halleri
Sonuncu bir gömlek giymiş
Anın da yoktur yenleri. (Fuat, 36)

Bu dünya aldatıcıdır. Ancak insanın bu dünyayı da sevmesi gerekir. Çünkü dünya Tanrı’ nın yansımasıyla oluşmuştur. Onu inkâr etmek Tanrı’yı inkar etmektir. Dünyada var olan her şey aşkla sevilmelidir.

c. Yunus Emre’de Kavramlar:
Evren:
Yunus’a göre evren dört unsurdan oluşmuştur. Bunlar: ateş, su, toprak ve yeldir. Yer ve gök yedi kattan oluşur.

Yedi göğü yedi yeri
Dağları denizleri
Uçmak ile tamuyu
Cümle vücutta bulduk. (Ergüven, 60)

İnsanın oluşunu “gök, aşk, toprak” gibi üç öğeyle açıklar. Gök havayı, suyu, yeli; aşk da ateşi simgeler. Bu üçlü oluşumda gök, yaşamın gereği havayla suyu içerir. Aşk yapıcı, birleştirici, coşturucu özelliği ile nesneleri birbirine bağlar. Toprak da üreticiliğin, sürekli oluş ve yaratıcılığın simgesi olarak gökle ilgilidir.

Tanrı:
Yunus bu konuya akılcı, gözlemci ve sorgulayıcı bir biçimde yaklaşır. Nesnel gerçeklere dayamak ister inançlarını. Mademki Tanrı bütün uzayı, her yeri kaplamaktadır; yani o her yerdedir; öyleyse neden onu göremiyoruz?

Hem evvelsin hem âhir
Kamu yerlerde hazır
Hiç mekân yoktur sensiz
Ben niçin görümezim? (Ergüven, 67)

Yeri saptanamayan, bir yere yerleştirilemeyen Tanrı’yı bulmak, ona erişmek de zor. Bu durumda Yunus, bakışını kendine çevirir. Kendinde, özünde bulur Tanrı’yı. Çünkü yaratılanların en mükemmeli insandır, onu yetiştiren tasavvuf düşüncesine göre. Ancak sorgulamasını daha da ileri götürür Yunus “Hem ben oyum, bu ben neyim” (Ergüven, 72) diyerek. Sonra dağda, taşta, suda arar Tanrı’yı.

Cemalini gördüm düşte
Çok aradım yazda kışta
Bulamadım dağda taşta
Denizleri süzer oldum. (Ergüven, 74)

Böylece insan-doğa-varlık bir bütün olur Yunus’ta. Bu bütünlük; birliği, Tanrı’yı oluşturur.

Sevi-Ben:
İki türlü sevi vardır Yunus için: Tanrısal sevi, tüm varlığı kapsayan sevidir bu. Nesnel sevi, gerçek sevi. Yunus’un duygu ve düşünce dünyasını oluşturan Tanrısal sevidir. Dünya nimetleri hatta cennet bile bu sevinin yanında bir hiçtir.

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver anları
Bana seni gerek seni (Ergüven, 112)

Her şeye ancak aşk, yani sevi ile ulaşılır. İnsan Tanrı’ya ulaşmak istiyorsa önce aşkı tanımalıdır. Ancak bu aşk, onun gerçek varlığa, Tanrı’ya, götürebilir. Bilim aşkın karşısında bir dedikodudan ibarettir. İnsan her işinde aşk ile hareket etmelidir. Aşk ile ulaşılmayacak hiç bir amaç yoktur.

İlm-i hikmet okuyanlar
Aşktan mahrum dürür onlar
Mansur oldum asın beni
Ko dillerde söyleneyim (Ergüven, 68)

İnsan “ben”ine bağlı bir yaratıktır. Canlılar içinde “ben”ine en düşkün varlık insandır. Ancak kişi isterse, kendini tutkularına köle edecek aşamaya gelen “ben”ini eğitebilir. Ona egemen olabilir. Yaşam, yaşama biçimi, çevre; çevrenin eğilimleri benliğimize biçim verir. Benliğimizi ortaya koyan da kişiliğimizdir. Özünü derinlemesine duyan sanatçı “ben”ninde, “benler” bulur. Bunu yaparken bilincinin bütün kapsamıyla seslenir. Çünkü “ben” bilincimizin aynası yansımasıdır.

Yunus Emre dıştan görülen “ben”in arkasındaki “ben”lere ulaşmayı ister. Saklı, kapalı olan ‘ben’e ulaşılırsa gerçek yakalanır. Burada yine insanın kendine, özüne bakması düşüncesine geliyoruz.

Beni bende demen
Bende değilem
Bir ben bende
Benden içeri (Ergüven, 119)

Benciliğin temelinde de insanın dışta, yüzeyde kalması yatar. İnsanlar sen-ben çatışmalarına kendi benlerini aşamadıkları zaman düşer. Yunus bencilliğe de karşı çıkar. Toplumsal sorunların temelinde benlik duygusunu bulur, insanlığa ben-sen davasından vazgeçmeleri için seslenir.

Bu benlik senlik şarını
Terkine uram yürüyem (Ergüven, 118)

İnsanı benlik kavgalarından uzaklaştıran ise aşktır. Kendi özünde aşkı yaşatan ve tüm evrene bu aşk ile bakan insan için sen-ben yoktur. Çünkü her şey tek bir varlığın yansımasıdır. Bu birliği sağlayan ise aşktır.

Zaman:
Zaman geçmişle şimdiyi kapsayan geleceğe yönelen süredir. Bu zaman içerisinde insan yaşam süresini doldurur ve ölür.

Bildim gelenler geçtiler
Gördüm konanlar göçtüler (Ergüven, 123)

Nesnel bir bakış açısıyla zamanı değerlendiren Yunus, onun hızlı geçişinden ve göreceli olduğundan da haberdardır.

Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi (Ergüven, 123)

d. Yunus Emre’de Hümanizm ve Toplumculuk:
Kargaşanın, yakımın, yıkımın tüm Anadolu’yu sardığı bir yüzyılda Yunus, yüreğini dolduran insan sevgisiyle seslenir:

Cümle yaratılmışa
Bir göz ile bakmıyan
Halka müderris olsa
Hakkikatte asidir (Ergüven, 84)

Tüm insanlara böylesine aynı gözle bakma, bugünkü karşılığı ile hümanizm, insanlık tarafından ancak on sekizinci yüzyılda keşfedilecektir. Oysa Yunus, daha on üçüncü yüzyılda kardeşliği; din, dil, ırk ayrımı yapmadan bir arada yaşamayı adeta bir yaşam felsefesi haline getiriyordu. Gerçek insan kendisi için istemediğini başkası için de istememeliydi.

Sen sana ne sanırsan
Ayruğa da onu san (Ergüven, 87).

 

Yunus Emre’nin Sanatı:

Zamanın bütün bilgilerini öğrendikten sonra bu bilgi onu mutlu etmemiş ve tasavvuf yoluna girmiştir Yunus. Şiirlerini tasavvufi, dini, ahlaki ve insancıl görüşlerini yansıtmak için bir araç olarak kullanmıştır. Risalet’ ün Nushiyye’sinde öğretici tarzda şiirleri ile fikirlerini, Divan’ında ise coşkun ve mecazlarla yüklü bir lirizmle duygularını dile getirmiştir.
Konular:
1. Didaktik olarak yazdığı şiirlerinde tasavvuf kurallarını anlatmıştır.

2. Ölüm: Edebiyatımızda ölümden en fazla bahseden şairdir Yunus. Onda ölüm temi Tanrı katına yaklaştıkça biçim değiştirir ve ölümsüzleşme haline dönüşür. Mezarlıklar ölümün somutlaştığı yerdir dünyada. Buraları anlatırken şair, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini vurgular. Bir ibret dersi vermek ister bir yandan da.

Eğer seni sevdim ise ecel eri ermez bana
Nice geliser Azrail ser seni canlanurısam (Gölpınarlı, 144)

3. Dünya: Yunus dünyayı maddi ve manevi olarak ikiye ayırır. Madde insanı gerçek varlıktan uzaklaştıran, onun bir yansımadan ibaret olan geçici varlığa bağlayan, insanı bencil, kıskanç, kindar yapan bir dünyadır. Gerçek insan olan bu dünyadan bir an önce uzaklaşmalıdır. Bu dünyanın güzelliklerini aldanmayıp onun Tanrı’nın bir yansıması olduğunu bilmek ise insanın bu geçici dünyada fazla kalmasına engel olacaktır.

Şiirlerinin bazılarında ise madde- mana çatışması ile karşılaşırız. Tasavvuf yolunu seçen tüm insanların yaşadığı bu ikilem, onun şiirlerinde adeta ses bulur.

Bu dünya bir gelindür yeşil kızıl donanmış
Kişi yeni geline bakubanı doyamaz (Gölpınarlı, 148)

4. Aşk: Onun şiirlerinde aşk iki biçimde ele alınmıştır:

a. Tanrısal Aşk: Dünyada varolan hiçbir şey ile oranlanamayan bir aşktır bu. Cenneti bile istemez. Tek istediği Tanrı’nın varlığında yok olmaktır.

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver anları
Bana seni gerek seni(Ergüven,112)
Bu aşk Tanrı’yı kendinde, kendini Tanrı’da bulan bir aşktır. Bu aşk uğruna asılması bile önemli değildir.

Mansur’um çek dâra beni
Ayan göster onda beni(Ergüven,113)

Aşk ile ulaşılmayacak amaç yok gibidir. İnsan bu aşk ile yolunu bulabilir; ancak bu aşk ile olgunluğa bir aşamaya ulaşabilir.

Kuru idik yaş olduk
Ayak idik baş olduk
Kanatlandık kuş olduk
Uçtuk elhamdülillah(Ergüven, 113)

Yunus’ta Tanrı aşkı, tarikat yolunda belirli aşamaları geçtikçe bir bütünlüğe ulaşır. Tanrı’nın varlığında yok olmasını sağlayan da bu aşk olacaktır. Bu noktada sen-ben kalmaz artık.

Yunus der ki bu aşk geldi
Ölmüş canım diri kıldı
Sen ben demek benden kaldı
Görüceğiz dervişleri(Ergüven,114)

b. Nesnel Aşk: Tanrı aşkını bu derece derin yaşamasına karşı Yunus nesnel aşkı da yaşamıştır. Yunus bu şiirlerinde Anadolu insanının güzelliğini doğa unsurlarından yararlanarak anlatır.

Sıfatın arılığı
Bulgur ü nohut gibi
İki kaşın Ay alnın
Goncaya verir sebak (Ergüven,114)

Sevgili öylesine güzeldir ki sekiz cennetin güzelleri süslenip püslenerek gelmiş olsa bile, sevgilinin yerini tutamaz.

Sekiz uçmak hurisi
Bezenip gelir ise
Senin sevginden başka
Gönlüm kabul etmeye(Ergüven,115)

Dil ve Anlatım:

Yunus Emre, İslam uygarlığının oluşturulması için halk dilinde yapılması gereken değişiklikleri yapan bir dil reformcusudur. Yetiştiği yüzyılda, sözlü edebiyatın zengin bir dili vardır. Ancak islamiyetle gelen yeni kavramları, yeni dünya görüşlerini anlatacak kadar gelişmiş yazılı bir edebiyat yoktu. Türk Halk edebiyatının dili yeni Müslüman ideolojisinin dili değildi. Yeni kavramları anlatabilmek için ya yeni sözcükler yaratılacak, ya da bu yapılamadığı zaman, yabancı sözcükler kullanılacaktı. Yunus Emre her iki yolu da denedi. Ancak Arapça’nın ve Farsça’nın dilbilgisi kurallarını kullanmamaya, özellikle dikkat etti. Böylece şiirinin dilini kendisi kurmuş oldu.

Bu dilin özellikleri şunlardır:

a. Arapça ve Farsça sözcükleri Türkçeleştirdi.
Guş kulak
Çeşm göz
b. Farsça’dan yararlanarak Türkçe deyimler türetti.
Kemer besten bel bağlamak
Be zeban averden dile getirmek

c. Karşılık bulamadığı sözcüklerin yabancılarını kullandı.
Zehi, züht, mülk…..

Yunus Emre, bu çalışmaları ile kendi zamanında kentlerde gelişen yazılı edebiyatın dilini halk diline yaklaştırmış, bu sayede halk onu anlamıştır.

Şiirlerinde aşk, sevgili, dost, şarap, bahçe, gül, bülbül gibi imgeleri çok sık kullanır. Ancak bunlara her zaman değişik anlamlar yüklemiştir. Böylece çeşitli ve çok zengin yorumlara açık olmak şiirini tek düzelikten kurtarmıştır.

Dost : Taptuk Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Tanrı……

 

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir