Vitrinde Yaşamak1

Birçok şeyin gösterildiği için ve göründüğü kadarıyla var olduğu, sergilendiği için ve seyredildiği
kadarıyla değer kazandığı bir toplum çıktı ortaya. Epeydir vitrinde yaşıyoruz hepimiz.”2

 

1980 darbesinden itibaren kamusal alanın yeniden kurgulanması ile yeni bir hayat tarzı ortaya çıkmıştır. Bir taraftan yasaklar kendini gösterirken diğer taraftan halk var olacağı yeni alanlar yaratmaya başlamıştır. Elbette bu yeni hayatın dayatmaları da yukarıdan, yönetimden gelmektedir. İnsanları reklam aracılığı ile tüketime yönlendirirken alış-veriş yapmanın hayatın temel anlamı haline getirmek söz konusudur. Kamusal alanda görünür olmak her özenin dilediği bir özelliktir. Ancak zaman içinde bu görünürlüğün içi boşaltılmış, insanlar vitrindeki mankenlere dönüştürülmüştür.

İşte Doğa’nın hayatını şekillendirecek karar anı gelmişti. Albümü alırsa çok sevdiği Sepultura’nın yepyeni şarkılarını dinleyecekti. Tişörtü alırsa herkes onun Sepultura şarkıları dinlemeyi çok sevdiğini bilecekti…. Albümü geri bırakıp tişörtü aldı.”3

Hakan Bıçakçı son romanı Doğa Tarihi’nde yeni gelişen bir yaşam biçiminin eleştirisini yaparken Doğa adlı temel kahramanın, fantastik rüyalar ve kabuslar aracılığı ile öteki benine doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuru. İlk gençlik çağında şarkıları dinlemeyi seçmeyerek tişörtü alarak dış dünyaya verdiği önemi ortaya koyan Doğa, bundan sonraki hayatının da nasıl şekilleneceğini belirler. Hayatının her anında vitrinde olmak… Plaza-AVM-Site üçgeni içinde yaşayan-daha doğrusu yaşar gibi yapan- Doğa, kendine oluşturduğu yapay hayatın içinde mış gibi yaparak özünden uzak yaşamaktadır. Bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışan 35 yaşındaki kadının tek düşüncesi işinde yükselmek, herkesin her anlamda beğenisini kazanmak, alkışlanmak; kısacası bir numara olmak onda hastalık derecesinde bir tutkudur. Bu tutkunun peşinde koşturmaktan kendi hayatını kurmadığı için yaşayamaz da…

Romanın temel kahramanı Doğa da hayatı yüzeyde yaşayan, derinliği olmayan bir karakter. Başkaları ise onun hayatının merkezinde yer alıyor. Facebook beğenilerine göre profil resmi belirliyor. Rahat etmek için değil; rahat görünmek için eşofman giyiyor. Başkalarına nasıl göründüğün bu kadar ön plana çıkınca insan kendisi olmayı zaman içinde unutur. Asıl varlık içinde ikinci bir kimlik olarak yaşamını sürdürmeye çalışır. Tıpkı sırlanmış bir ayna gibidir bu tür insanlar. Aynaya yansıyan görüntüleri bir gün sır dökülünce kayboluverir. Romanın Eski Ayna, Yeni Ayna ve İki Ayna Arasında adlı bölümlere ayrılması da yazarın bir metafor olarak aynayı kullanmasından ileri gelmektedir. Öte yandan ayna başkalarına göre kurgulanmış bir hayatı yaşayan Doğa’nın bir yansımadan ibaret olan hayatını göstermektedir. Eski ayna geçmişi ki bu aynayı bir kriz anında kırar Doğa; yeni ayna ise şimdiyi yeni hayatını temsil eder. Başka bir kriz anında bu aynanın üzerine kusar. Doğa geçmişi ile şimdisi arasında kabuslarla boğuşurken iki ayna arasındadır.

Diğer taraftan her insanın hayatında sevdiği, değer verdiği, diğer yarım olarak adlandırdığı bir insan vardır. Bu insan bir bakıma bir ayna görevi görerek insana kendisini gösterir. Eski sevgilisi Ulaş, Doğa’nın geçmişi ile bağlantı kurmasını sağlar. Doğa asıl var oluşunun orada olduğunu düşünür. Bu günün aksine hippi kıyafetleri ile dolaşan, dağınık bir genç kızdır geçmişte Doğa. Şimdisinde Onur ile beraberdir. Dış görünüş olarak beğenmediği, ancak toplum tarafından onay alacağını düşündüğü için beraber olduğu bir kişidir. Bir bakıma oluşturmaya çalıştığı vitrini tamamlayan kişi onun sevgilisi olmuştur.

Zamanla modernleşen toplumda kadınlar kamusal alanda daha çok görünmeye ve bir yer edinmeye başlamıştır. Kadının toplumsal cinsiyet kodlamalarının yanlış olması ise bu görünmeyi çarpık bir biçime sokar. Cansız vitrin mankenlerine dönüşen kadınlar, sistemin pazarında satılan, reklam malzemesi olarak kullanılan bir mala dönüşürler. Doğa çalıştığı şirketin yeni yüzü olarak seçilir ve reklam afişlerinde resimleri basılır. Duygusuz, düşüncesiz bir vitrin mankenidir Doğa da. Hayatının en önemli problemi küçük göğüsleridir.

Diğer önemli bir nokta ise modernleşen toplumun kadın üzerinde gelenekler aracılığı ile kurduğu baskının da boyut değiştirmesidir. Doğa, bedenen mükemmel olduğu zaman her şeyin yoluna gireceğine inanır. Bu, yaşadığımız ekran çağının, kadının hayatına dayattığı başka bir zorlamadır. Bu dayatmalar Doğa’yı adeta köşeye sıkıştırır. Kendi benliğinden uzaklaştıkça onaylanma, beğenilme arzuları daha da belirginleşir. Öyle ki sürekli kilo verdiği halde şişman olduğunu düşünür. Yüzündeki kırışıklıklar için botoks yaptırır.

Doğa’nın çevresi ile ilişkisini belirleyen de yine aynı yüzeysel düşüncelerdir. Uzun süreli arkadaşları olmaz. Bir defa kendisinden her hangi bir yönden üstün biri ile arkadaş değil rakip olabilir ancak. Bu nedenle gittikçe yalnızlaşır. Sonunda bu yalnızlıktan hayalı küçük adamlarla arkadaşlık kurarak kurtulmaya çalışır. Psikiyatrisin verdiği ilaçları da kullanmayı bırakır. Ve cinnet kaçınılmaz olur.

Romanda baskın bir üçüncü kişi anlatımı kullanılmış. Doğa’yı monoton hayatı içinde betimleyen anlatıcı onunla ve onun gibi olanlarla alay eder. Doğa gibi bir kahraman yaratarak bir çoğumuzun içinde yaşadığı karabasanı bize aktarmaya çalışır. Bedenlerinin dışındaki varlıklarını hiçe sayan bu insanların mutlu olması mümkün değildir. Nitekim Doğa, üç büyük kriz geçirir. Ruhu yaşadığı yapay hayata dayanamaz. Onu adeta boğan bütün olaylar zihnini doldurur.

Son derece akıcı bir dile yazılmış roman, toplumun bugün geldiği noktaya ayna tutan bir distopya gibidir. Herkes kendi vitrininde ruhsuz bir hayat sürdürürken cinnet toplumu yaratılmış olur. Bir taraftan da kadının zamana ve erkeğin bakışına hapsoluşunun romanıdır Doğa Tarihi.

1.Vitrinde Yaşamak, Nurdan Gürbilek, Metis Yayınları,1988
2.Vitrinde Yaşamak, Nurdan Gürbilek, S. 29
3.Doğa Tarihi, Hakan Bıçakçı, İletişim. 2014

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir