Yalnızlık, Ölüm, ve Hayata Dair

“Oysa yalnızlar içinde yalnızdır insan”

Yalnızlık içimizdeki derin boşlukta yaşar. Bu nedenle kalabalıklar içinde de yalnız olabiliriz. Zihnimizden geçenleri, sözcüklere dökmediğimiz sürece hiç kimse bizi anlayamaz. Bu da insanı anlamlandıramadığı bir yalnızlığa sürüklüyor. İçimizdeki bu derin boşluğun temel nedeni ise, bana göre ölümlü bir canlı olmamızdan kaynaklanıyor. Her insan, bir gün öleceği bilgisini içinde taşıyor. Bu durum, insanı diğer tüm canlı varlıktan ayırıyor. Tarih boyunca insanın ölümlüğünü bilmesi ile baş etmesi farklı yöntemlerle olmuş. Ama bu yöntemlerden en önemlisi sanırım sanat eseri yaratmak.

İnsan başkaları ile var olan bir varlık. Ama aynı zamanda başkaları tarafından kuşatılan ve yaşam alanı daraltılan da yine insan. Bu çelişik durum karşısında insanın yapabileceği çok fazla bir şey yok. Ailemiz, sosyal çevremiz bize ayna olurken diğer taraftan, sürekli aynaya bakmak zorunda bırakılan bir insan gibi, bizi sıkmaktadırlar. Bu nedenle insanın toplumsal yaşama içindeki var oluşu ile özel hayatındaki var oluşu arasında bir denge kurması gerekir. Karakterimizin oluşmasında etkin bir rol oynayan diğer insanlar hem yanımızda hem de bir adım ötemizde yaşamalıdır.

Murat Gülsoy’un son romanı Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet’i okurken yalnızlık ve ölüm üzerine düşündüm. İnsan ölümde de yalnızdır. Tıpkı hayatta olduğu gibi. Peki yazar-anlatıcının yalnızlık için bulduğu çözüm nedir, diye sorar gibisiniz. Zihnimize aldığımız farklı insanlar. Hiç tanımadığınız bir insanı belli işlemelerden geçerek zihninize aldığınızı düşünün. İç sesinizin yanında bir de bu insanın sesini duymaktasınız. Ve bu insan özel hayatınızın bütün detaylarını yavaş yavaş öğrenip sizi yönetmeye başlıyor. Siz kendiniz olmaktan çıkarak o insanın kişiliğine bürünüyorsunuz.

İnsan zihninde tamamen yalnızdır. Bütün hayatı boyunca zihninde yalnız kendi sesini duyar. Peki bir başkasının zihnini size aktardıklarında neler olur hiç düşündünüz mü? O güne kadar kimse ile paylaşmadığınız her şeyi, belki kendinize bile itiraf edemediğiniz şeyleri bir başkası ile paylaşmak zorunda kalırsanız ne olur? Romanın kahramanı Mirat da böyle bir deneyim yaşıyor. Ve bütün hayatı değişiyor. Hayata, insanlara bakışı değişiyor. Yeni bir insan olup çıkıyor. Burada düşünmemiz gereken temel nokta şu ki hayatı tamamen pasif ve silik olarak yaşayan, derin yalnızlık içinde kıvranan bir insanın, başka bir insanın düşünceleri ile bir anda yaşadığı değişim gerçek bir değişim midir? Hani imkân olsa da bizler de zihnimize farklı insanları alabilsek belki hayatımızda eksik olanların farkına varırdık.

Roman biçim olarak farklı bir yapı sergiliyor. Önsöz, Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet, Son Söz, Ekler bölümlerinden oluşuyor. Önsöz, Borges’e yazılmış bir mektuptan oluşmuş. Bundan sonraki bölümde Mirat’ın başından geçen olaylar anlatılıyor. Kitaba adını veren bölümde burası. Sonsöz bölümünde anlatıcı-yazar karşımıza çıkıyor. Perseus yıldız yağmurunu seyretmek için karanlık bir kumsala giden anlatıcı-yazarın yaşadığı olaylar anlatılıyor. Ekler bölümünde önce sayıların zihnindeki çağrışımları üzerinde duran anlatıcı-yazar, daha sonra yalnızlık, ölüm, yaşam üzerine düşüncelerini ortaya koyuyor. Kitabın ilginç taraflarından biri de akış içinde simsiyah bir sayfanın olması. Bu sayfa bir bakıma yaşadığımız dönemdeki acılara bir ağıt niteliğinde. Her bölüm kendi içinde bir hikâye gibi okunabileceği gibi bir bütün olarak da okunabiliyor. Yalın bir dille yazılmış bu bölümlerden her birinde karşımıza çıkan anlatıcı-yazar sayesinde roman, farklı okumalarla genişleyerek sona eriyor. Belki de bittiği yerden yeniden yeniden başlıyor.

Roman hayata, yalnızlığa ve ölüme farklı bir pencereden bakıyor. Başkaları hayatımızın bütün akışını değiştirebilir. Yalnızlığımıza çözüm ararken kendimizi, aynı bedende farklı bir insan olarak bulabiliriz. Bu farklılık bazen gereklidir. Zaman zaman alışkanlıkların dışına çıkarak hayatımızı yeniden inşa etmemiz gerekebilir. Ama siz siz olun yalnızlıktan kurtulmak için özel bir hizmetten yararlanırken bir kez daha düşünün.
Yurdagül Sayıbaş

 

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir